Röportaj


Bu Röportaj Abdurrahman Ve Nermin Bilimli Teknik Ve Endüstri Meslek Lisesi öğrencileri tarafından yapılmıştır.

Arkanızda sertifikalar görünüyor, öncelikle bunlar hakkında konuşalım isterseniz 🙂
Sertifika işin görünen kısmı sadece, yani cv tarafından vesaire sana faydası oluyor. Bu aslında Microsoft’a para verip aldığın bir şey. Yani Microsoft’un sisteminden parayı veriyorsun; 100-150 dolar, öğrenciysen bu 50 dolara düşüyor. Hani görmüşsünüzdür MCSE, MCSA yazar, bazılarının imzaları olur. Bu sertifikaları almak o ünvanları almanı sağlıyor yani Microsoft tarafından teknik bir eleman olarak görünüyorsun ya da teknik bir mühendis olarak görünüyorsun, sana sadece onu sağlıyor. Bir de artık firmalar personel alırken sertifikaları soruyorlar, hani mesela Cisco biliyorsan CCNA sertifikanı soruyorlar, Microsoft alanında da uzmansan sana yine aynı şekilde bu alandaki sertifikayı, sertifikaları soruyorlar. Yani biraz da iş ararken sana yardımcı oluyor.
Ben bilgi işlemde çalışmadım. Yani buraya kadar bilgi işlemde çalışmadım. Ben sistem tarafında çalışıyordum, sistem uzmanlığı yapıyordum. Sistem uzmanlığında da firmalara sistem desteği veriyorduk. Sunucu kurulumu olsun, işletim sistemi kurulumu, sanallaştırma dediğimiz kurulumlar, o tarz kurulumları yapıyorduk. Hani bilgi işlemcilerde o yoktur, onlar akşama kadar otururlar otelde, oturur çay içerler, kahve içerler, iş yapıyoruz derler sonra :).
Peki, şimdi ilk sormam gereken soruyu soruyorum Baki Abi. Bu konuma gelene kadarki yaşantın nasıldı, neler yaşadın, nerelerden geçtin bize özetle anlatır mısın?
Ben 98’de tanıştım ilk bilgisayarla, tabi o zamanlar biraz zordu bu işler, tabi zor derken herkesten öğrenme olanağı azdı, bilgi edinmek zordu. Lise bittikten sonra çalışmaya başladım ben bilgisayarcıda. 2003 yılıydı yanlış hatırlamıyorsam, bir 4 yıl kadar orada çalıştım. Aslında ben biraz hani üniversite okumamış ama işin zamanından gelmiş biriyim aslında. O 4 yıl bittikten sonra bir yıl memlekette kaldım, ondan sonra İstanbul’a geldim, İstanbul’da Bilgi Adam’da sistem ve ağ uzmanlığı eğitimi aldım, üstün başarıyla bitirdim. Eğitimim bittikten sonra ordaki hocamın sayesinde ve biraz da araştırma sayesinde İstanbul’da faaliyet gösteren InterComp bilgisayarda sistem destek uzmanı olarak işe başladım. 2 buçuk yıl orada çalıştım, çalıştım derken biraz süründüm aslında. İki buçuk yılın sonunda ama bayağı büyük firmalara kurulumlar yaptım. Daha sonra burayla tanıştım, o arada da tabi açık öğretim falan tamamladım, devam ettim, sertifikaları tamamladım. Etkinliklere katıldım, Microsoft’un etkinliklerine vesaire. Sürekli etkin olmaya ve kendimi geliştirmeye çalıştım. Bir websitem var orada 2009 yılından bu yana 500’den fazla yazı yazdım orada, öyle devam ettim.
Eski firmadan buraya geçişim biraz garip oldu. Ben buraya destek vermeye, kurulum yapmaya geldim. Kurulum yaptığım sırada buranın problemlerini çözmüş oldum. O zaman burada bir bilgi işlem departmanı yoktu, yeni holding oluyordu. O sıra bana dediler sen gel bünyemizde bilgi işlem müdürü ol diye, o sıra burada işe başladım, 6 yıldır da buradayız işte. O sırada burada bilgi işlem müdürü sonra direktör olarak görev yapıyoruz, devam ediyor…
Bu işte en önemli şey aslında bu işi sevmek. Bu işin en güzel tarafı bu. Ve bu işte çalışıyorsan zaman sıkıntın olmayacak, kendini sürekli güncel tutacaksın, araştıracaksın. Her şeye katılmaya çalışacaksın. Tabi herkes her şeyi bilemez, herkesten bir şeyler kapmaya çalışacaksın. Herkesin her konuda uzman olma şansı maalesef yok, o yüzden bir işte uzman olacaksın. Sen donanımı seviyorsan, sistemle uğraşmak hoşuna gidiyorsa, sistem ve ağ uzmanı ol, bilgi işlem müdürü ol. Ama sen yazılımı seviyorsan, ASP’yle, .NET’le uğraş, yazılım uzmanı ol.
Günümüzün en güzel olaylarından bir tanesi bulut. Bu tarafta kendini geliştiren eleman sayısı çok az. E-ticaret alanında personel ihtiyacı var. Firmalar e-ticaret ve uygulama geliştirici alanında eleman arayışındalar. Yani burada anlatmak istediğim hepiniz ya da biriniz her konuya hakim olamazsınız onun için ne yapacağınıza, ne olacağınıza ona göre karar vermelisiniz. Benim olayım kısa ve öz sevmekten başlıyor, ben bilgisayarı seviyorum. Bir gün böyle holdingde falan bir müdür olmayı hayal ediyordum ve o hayalimi gerçekleştirdim açıkçası. Seviyorsan zaten bir gün siz de oradan bu tarafa geçersiniz. Ama bir şeyleri böyle zamanlamak gerekiyor, bu işte çalışacaksanız zaman çok önemli. Siz şu an atıyorum Office 2010 görüyorsunuz ama biz şu an Office 2016’da çalışıyoruz. Sen Windows 7 kullanıyorsan ben burada Windows 10 kullanıyorum. O yüzden kendinizi sürekli güncel tutmanız ve geliştirmeniz gerekiyor. Bunlarda etkinliklerde olmaya, okumaya, bu işin içinde etkin olmaya bakıyor.
Peki günlük yaşantın hakkında konuşacak olursak…
Normalde bilgi işlemcinin mesai saati yoktur. 9-6 bizim buranın çalışma saati. Sabah geliyorum ekrandan sunuculara bakıyorum, kontrol ediyorum, öbür tarafta backuplar alınmış mı, hata vermiş mi onları kontrol ediyorum gün içinde. Onlar dışında mailleri kontrol ediyorsun zaten. Hayatımızın büyük bir bölümü bu işte problemlerle geçiyor. Ama akşam 6’dan sonra eve gittiğim zaman evde kendim ya bir şeyler yazmaya ya da okumaya uğraşıyorum, kendimi geliştirici neler varsa onlarla uğraşmaya çalışıyorum genelde.
Soru: Holdingde kaç bilgisayara hakimsiniz?
Burada yaklaşık olarak 1500 kullanıcı falan var, bunların hepsinin hemen hemen altyapısını buradaki arkadaşlarla beraber sağlıyoruz. 50’ye yakın tesis var şirkete ait, onların hemen hemen hepsine burada arkadaşlarla birlikte burada destek veriyoruz. Client tarafına daha çok arkadaşlar bakıyor, ben biraz daha sunucu tarafındanım, o şekilde yönetiyoruz. Her tesisin sunucu yapısı ayrı, farklı farklı özellikleri var ama her yere buradan bağlanabiliyoruz nerede olursak olalım.
Şirketinizde ne tür eğitimler veriliyor?
Eğitimleri sadece sen belirlersin. Planlarsın, belli eğitimler vardır. Bu eğitimleri veren Microsoft’un yetkili yerleri var, en bilindiklerinden birisi Bilgi Adam’dır. Oralarda eğitim planları var 3-4 günlük. Ya da sana belli firmalarda senelik bir bütçe verirler, o bütçenin içinde bu eğitim programını kendin ve ekibin için organize edersin ama genelde o bütçeyi kullandırtmazlar sana, öyle bir hakkın yok, o yüzden kendini güncellemek daha güzel oluyor.
Staj için öğrenci alıyor musunuz? Bir stajyer alırken onda hangi özellikleri arıyorsunuz?
Alıyoruz. Arkadaş stajyer mesela, ona sorun memnun mu, değil mi, sıkıntısı var mı, daha önce hiç staj yaptı mı, stajı nasıl geçiyor vesaire…
Stajyer Arkadaş: Burada stajın benim için bayağı avantajı oldu, ben yazılım okuyorum, buraya geldim. Baki Abi’nin birikimi olsun, buradakilerin birikimi olsun ben bu işte çoğu şeyi burada onların birikimiyle öğrendim. İş önce kendinize bakıyor, burada birisi gelip, gel sana şunu öğreteyim demiyor. Sen kendin sorup bir şeyler kaparsanız, sorarsanız öğreniyorsunuz.
Baki Ç: Çünkü kimsenin size bir şey öğretme vakti yok. Yani burada durup da gel sana şunu göstereyim deme şansın yok. Ben öyle öğrendim. Benim müdürüm bana hiçbir şey göstermedi, ben onun peşinde geze geze öğrendim. Sabah kahvaltıda peşine bir takılıyordum akşam eve gidene kadar. Onun peşinde öğreniyordum. Hani artık benim de gel sana şunu göstereyim, şu şöyle kuruluyor, bu böyle kuruluyor deme vaktim yok. Gelip seni takip ederse öğrenir; gelip seni takip etmezse, peşinden gitmezse bir şey öğrenemez. Bu öyle bir şeydir. Hani ben senin önüne gelip bir kitap koyarım, sen okursan öğrenirsin, içinde ne olduğunu bilirsin, okumazsan benim sana yapabileceğim bir şey yok. Ona da elimizden geldiğince faydalı olmaya çalışıyoruz, o da sağ olsun hiç utandırmadı bizi, verdiğimiz işleri yaptı sağ olsun. Bu işin aslında başlangıç noktası merak etmektir. Ve sen bir muhasebeciysen yapacakların bellidir, önüne fatura gelir, faturayı işlersin. Ama bilgi işlemde işler biraz daha farklı çünkü hep bir üstte olmak zorundasın. Hep yeni şeyler çıkıyor, hep bir koşuşturmaca. Bugün hanginiz 5 sene önce kullandığınız telefonu kullanıyor? Sen, kullanıcıdan her zaman bir adım önde olmak zorundasın, sen bilişimcisin. Siz bu konuda çok şanslısınız, aç Google’a bir şey yaz, tık diye çıkıyor. Biz sabaha kadar oturup bir şey için uğraştığımız zamanları biliyoruz.
Herkes bundan bahsediyor Baki Abi. Biz bir şeyi basit bir şekilde yazarak öğrenebiliyoruz, araştırmamızın sonuçlanması çok zor olmuyor ama aslında bazen araştırdığımız şeyin temelini pek bilmiyoruz. Siz o zaman temelindeyken bu işe başlamıştınız.
Temelindeyken bu işe başladık ama okuman haricinde bir şey daha var, yapmak. Ben ilk websitesi yazmaya başladığım zamanlarda hocama ne gerek var ki, zaten bir sürü websitesi falan var diyordum. Ama bir yazıyı yazmaya başlarken orada kurulumu kendin yapıyorsun. Normal bir yazıyı yazmak üç gün sürüyor, o sırada zaten onun kurulumunu ezberlemiş oluyorsun. Yani sadece okumak da yetmiyor. Evet kaynak çok fazla, onu yapmak da gerekiyor. Ben o yüzden herkese şunu öneriyorum, eğer sistemciysen, eğer bu işte ilerleyeceksen kendine ait bir site aç. Oraya her gün işin çerçevesinde ne yaptığını yaz. Bu site sayesinde birçok insanla tanışıyorsun, adını duyurmuş oluyorsun.
Peki bu konuda size bir sorum olacak, bloglarımızı daha geniş bir kitleye nasıl ulaştırabiliriz?
Öncelikle kendi alan adın ve kendi hostingini barındıran siteler daha fazla rağbet görür. Bunlar taş çatlasa 40 dolar, 50 dolar kadar bir rakam. Blog dediğin sayfalar artık çok fazla rağbet görmüyor. Bir yerde paylaşsan dahi kimse gidip tıklamıyor, bunu bir blogdan almış, buraya kopyalamış gözüyle bakılıyor. Ama site işini bence şöyle görün, hani birilerinin okuyacağı değil de, kendinizi geliştirebileceğiniz bir ortam olarak görün. Benim buraya kadar gelebilmemin en büyük nedenlerinden birisiyse yazmak ve araştırmaktır. Çünkü o siteye yazarken bile dört, beş yerden okuyorsun. Blogların çok fazla getirisi olmuyor. Ben bile blogları çok fazla ziyaret etmem.
Peki buraya kadar gelmeni websiten dışında neye borçlusun? Borçu hissettiğin bir şeyler var mı?
Borçlu olduğum aslında iyi insanlarla tanışmak ve kız peşinde koşacağım zamanların haricinde bilgisayarla uğraşmak. Ben saat 8’de kalkar, gece 1’e 2’ye kadar bilmediğim konulara çalışırdım. Evimde bilgisayar yoktu, iş yerinde kalıp çalışıyordum. Kendin istiyorsan bu işi, hayalini kuruyorsan zaten başarırsın. Herkes kendi kaderini kendi çiziyor, kendi uğraşına, kendine göre çiziyor. İşin olayı, mantığında şu dönüyor aslında, siz kendinizi ne kadar geliştirirseniz, ne kadar uğraşırsanız olay şuna denk geliyor; ben genelde 7’den 8’den aşağı çıkmam, onlar 6’da çıkarlar ben kalıp bir şeylerle uğraşırım. Ben 10 lira alırken onlar 1 lira alıyor, ben yöneticiyim diye geçerken onlar benim altımda çalışıyor. Neden onlar burada değil? Çünkü ben onlardan daha çok çalışıyorum, onlar benden daha az çalışıyor. Neden patron beni gözden çıkaramaz? Çünkü tüm her şeyi ben yönetiyorum, fakat onu kovabilir. Her şey sende başlayıp sende bitiyor. 6 yıldır ben burada çalışıyorum, dün gece sistemde sorun vardı 4 buçukta yatıp 9’da buraya geldim. Bugün yine burada işimin başındayım. Size bağlı her şey. Bence kimseden etkilenmeyin, bugün burada konuştuk ne benden etkilenin, ne de yarın birisi boşver ne gerek var bu işi yapmana dediğinde ondan etkilenin. Yani yarın bir gün “keşke” demeyin. Ben eğer buraya gelmenin hayalini kuruyor olmasaydım şu an ya taksiciydim ya da eczanede kalfaydım. Ama çok şükür bugün buradayım. Siz koşun, o peşinizden gelir.