2026’da Açık Kaynak Veritabanı Yönetimi: Percona’nın Raporu Bize Ne Anlatıyor?

Merhaba

Percona her yıl yayınladığı State of Open Source Database Management Report ile veritabanı dünyasının nabzını tutuyor. 2026 raporunun başlığı bu yıl net bir mesaj veriyor: The Way Is Open: Control, Choice, and the Future of Database Infrastructure. Yani kısaca, kontrol ve seçim özgürlüğü.

Rapor, Censuswide tarafından 20-27 Temmuz 2026 tarihleri arasında, en az PostgreSQL, MySQL, MongoDB, Redis veya Valkey’den birini kullanan 300 ABD merkezli Database Administrator, Site Reliability Engineer ve Platform Engineer ile yapılan ankete dayanıyor. Percona’nın kurucuları Peter Zaitsev ve Vadim Tkachenko, CEO Peter Farkas ve şirketin MongoDB, MySQL, PostgreSQL, Cloud Native ve Valkey/Redis ekosistemlerinden isimlerin yanı sıra Jump Trading, DigitalOcean, bigbasket, The Conqueror ve Reassured gibi şirketlerden pratisyenler de rapora görüş vermiş.

Ben de raporu baştan sona okuyup kendi notlarımı çıkardım. Bu yazıda hem raporun verilerini hem de sahadan kendi gözlemlerimi (bunları ayrı ayrı belirteceğim) bir araya getiriyorum.

Raporun İskeleti: Dört Kontrol Alanı

Rapor, veritabanı stratejisini tek bir soruya bağlıyor: Bir organizasyonun kendi veritabanı altyapısı üzerinde ne kadar özgürlüğü var?

Bu soruyu da dört başlığa ayırıyor:

  • Ekonomik kontrol: Veritabanı altyapınızın gerçek maliyetini anlayıp optimize edebiliyor musunuz?
  • Operasyonel kontrol: İş yükü ve veri hacmi değiştikçe öngörülebilir performansı koruyabiliyor musunuz?
  • Altyapı kontrolü: Güvenlik, regülasyon ve jeopolitik gereksinimler değiştikçe sistemlerinizin nerede ve nasıl çalışacağını belirleyebiliyor musunuz?
  • Stratejik kontrol: Her yeni trend geldiğinde mimarinizi yeniden inşa etmeden yeni teknolojiyi entegre edebiliyor musunuz?

Şimdi bu dört başlığı, rapordaki verilerle birlikte tek tek ele alalım.

Sütun 1: Maliyet Optimizasyonu ve Total Cost of Ownership (Toplam Sahip Olma Maliyeti) — Cloud Accountability Era

Rapor, yıllardır süren cloud’a taşın, her şey ucuzlasın anlatısının yerini hesap verebilirlik dönemine bıraktığını söylüyor. Katılımcılara veritabanı Total Cost of Ownership’ini (TCO, Toplam Sahip Olma Maliyeti) düşürmenin önündeki en büyük tek engeli sorulduğunda, cevaplar dağılmış durumda:

Engel Oran
Artan cloud harcaması %31
Artan lisanslama maliyetleri %23
Araç dağınıklığı / israf %17
İşçilik / personel maliyetleri %16
Vendor lock-in %12

Bu dağılım önemli, çünkü TCO (Total Cost of Ownership)’yu düşürmek için cloud’dan çıkalım gibi tek boyutlu bir çözümün yeterli olmadığını gösteriyor. Rapor, gerçek bir TCO (Total Cost of Ownership) hesabının şu formülle düşünülmesi gerektiğini söylüyor: Altyapı + Lisanslama + Operasyon + Personel + Destek + Downtime + Karmaşıklık + Migrasyon + Risk. Buna bir de hapsolmanın fırsat maliyeti ekleniyor: Bir sağlayıcı fiyat artırdığında, lisans modelini değiştirdiğinde ya da yol haritasını sizin ihtiyaçlarınızdan uzaklaştırdığında elinizde gerçekten bir alternatif var mı sorusu.

Raporun bu bölümdeki en çarpıcı verisi ise şu:

Önemli Veri:  %97 yanıtlayıcı, organizasyonlarının resmi desteği bitmiş en az bir veritabanı sürümünü çalıştırdığını söylüyor. %44’ü birçok veritabanının EOL (End of Life)’ü geçtiğini, %46’sı ise sadece bir kaçının geçtiğini belirtiyor.

Bu rakamı ilk okuduğumda abartı dedim, sonra kendi envanterimize baktım ve hak verdim. Percona CTO’su Vadim Tkachenko’nun dediği gibi, veri ayak izi ve uygulama karmaşıklığı büyüdükçe migrasyon daha zor ve pahalı hale geliyor, ama migrasyonu ertelemenin de kendi faturası var: Delaying migration doesn’t optimize cost. It just moves the bill to a future budget, with interest.

Kendi Gözlemim: Rapor neden erteliyoruz sorusunu bu kadar açık listelemiyor ama sahada gördüğüm kadarıyla upgrade bir Next → Next → Finish işlemi değil; uygulama, driver, işletim sistemi ve config’i kapsayan bir migrasyon projesi. Eski client/ODBC uyumsuzluğu, vendor uygulamasının yeni sürümü resmi olarak desteklememesi, compatibility level değiştiğinde plan regresyonu korkusu ve yeterli bakım penceresi/test kapasitesinin olmaması hep aynı erteleme döngüsünü besliyor.

Rapor ABD merkezli bir örneklemi anlatıyor ve veri lokalizasyonu zorunluluğu ya da PCI/HIPAA gibi bir regülasyonu doğrudan gerekçe göstermiyor. Buna rağmen oran %97. Bu da bana kök nedenin regülasyon değil, upgrade’in risk-maliyet dengesi ve buna ayrılamayan kapasite olduğunu düşündürüyor. Türkiye’de buna iki çarpan daha eklendiğini düşünüyorum (bu kısım tamamen kendi değerlendirmem, raporda yok): dolar bazlı lisans ve cloud faturaları karşısında TL bazlı bütçeler, ve veri lokalizasyonu düzenlemelerinin cloud’a kaçış seçeneğini daraltarak on-prem lisans yükünü alternatifsiz bırakması. Türkiye’ye özgü bir rakama ulaşamadım ama bu iki çarpanla %97’nin altında olduğumuzu düşünmek iyimserlik olur.

Farklı iş yüklerinin farklı ekonomiye ihtiyacı olduğu noktasına da rapor dikkat çekiyor. DigitalOcean serverless ve detached-storage mimarilerini araştırırken, bigbasket instance boyutlandırma ve storage verimliliğini gözden geçiriyor, The Conqueror ise altyapı eklemek yerine caching ve yük azaltmaya odaklanıyor. Jump Trading’in yaklaşımı da öğretici: ekip, sadece piyasada moda olduğu için Kubernetes veya yeni mimarilere geçmiyor, teknoloji seçimlerini üretim ihtiyaçlarına göre yapıyor.

Bu bölümün özeti şu cümlede saklı: What cuts costs today could amplify them tomorrow.

Sütun 2: Performans ve Güvenilirlik – Makine Hızında Beklentiler

Yıllardır veritabanı iş yükleri insan etkileşimiyle şekilleniyordu. Rapor, AI ajanlarının bunu değiştirdiğini söylüyor: bir ajan, bir insanın bir kez deneyeceği bir yaklaşımı 150 farklı şekilde deneyebiliyor, hem de günün her saatinde.

Performans ve güvenilirlik konusundaki en büyük zorluklar sorulduğunda:

Zorluk Oran
Verimsizlik / yavaş throughput %42
Boşa harcanan mühendislik zamanı / operasyonel yük %41
Downtime %40
Ölçeklendirme zorluğu %37
Latency %35

Percona Co-founder ve CTO’su Vadim Tkachenko’nun tanımı çarpıcı: a database that fails to complete required work within the expected time is, in a practical sense, failing its reliability requirement. Yani performans ve güvenilirlik artık ayrı konular değil.

Rapor, insan odaklı ve ajan odaklı iş yüklerini şöyle karşılaştırıyor:

  • İnsan odaklı: öngörülebilir etkileşim oranları, sınırlı iterasyon, latency’e duyarlı kullanıcılar, daha deterministik yollar, insan ölçeğinde retry.
  • Ajan odaklı: makine hızında iterasyon, “burstier” ve daha az öngörülebilir aktivite, non-deterministik yollar, otomatik retry ve dallanma.

DigitalOcean’dan Darpan Dinker’ın vurguladığı gibi, her AI sistemi tek haneli milisaniye yanıt gerektirmiyor; bazıları throughput ve ekonomiyi, hız ve maliyetin önüne koyuyor. Bu da performans konuşmasını her şeyi hızlandır mantığından doğru performans seviyesini öngörülebilir ve ekonomik şekilde ver mantığına kaydırıyor.

Observability tarafında rapor beş aşamalı bir süreklilik tanımlıyor: Monitor → Understand → Predict → Recommend → Automate. bigbasket’ten Akhilesh Kumar’ın dediği gibi, Many database incidents can be prevented when database performance and operational considerations are addressed proactively rather than only when a production issue occurs.

AI otomasyonun DBA’nin sonu olup olmadığı sorusuna rapor net cevap veriyor: hayır. Rutin analiz, query optimizasyonu ve anomali tespiti AI’ya kayarken, insanlar mimari, politika, karmaşık olay yönetimi ve dayanıklılık mühendisliğinde daha değerli hale geliyor. Jump Trading’den Arnaud Adant’ın sözü bu bölümün özeti gibi: Technologies are evaluated according to the engineering problem they solve rather than their visibility in the market.

Bu bölümün çıkarımı: AI operasyonların hızını artırıyor, ama kötü kararların yayılma hızını da artırıyor. Gözetim, sınır ve uzmanlık olmadan otomasyon trenine atlamak riskli.

Sütun 3: Güvenlik, Egemenlik ve Uyumluluk – Egemenlik, Seçim Özgürlüğüdür

Bu bölüm bana göre raporun en güçlü kısmı. Güvenlik artık sadece izinsiz erişim ve veri kaybını önlemekle sınırlı değil; yazılım tedarik zincirleri, regülasyon parçalanması, üçüncü taraf bağımlılığı ve AI ajanlarının kurumsal veriye erişimi de işin içine giriyor.

Bulgu Oran
Operasyonlar arası araç/politika parçalanması %50
Doğrulanmamış tedarik zinciri izlenebilirliği kısıtlıyor %46
Reaktif / etkisiz güvenlik duruşu %46
Vendor lock-in, değişen regülasyona uyumu zorlaştırıyor %54

Bu son rakam raporun en net egemenlik bulgusu olarak öne çıkarılmış. Percona kurucusu Peter Zaitsev’in tanımı basit ve net: Open source gives you the freedom to support the technology yourself, using your own skills and talent, or to choose another service provider without having to abandon the underlying technology. Vadim Tkachenko de aynı fikirde: For us, open source databases equal freedom.

Rapor, veri lokasyonu (data residency) ile egemenliği (sovereignty) birbirinden ayırıyor. Veri lokasyonu veri nerede duruyor sorusuna cevap verirken, egemenlik şu soruları soruyor:

  • Kim nerede çalışacağına karar veriyor?
  • Organizasyon bağımsız hareket edebiliyor mu?
  • Başka bir sağlayıcıya geçebiliyor mu?
  • Regülasyon veya operasyonel gereksinim değiştiğinde teknolojiyi adapte edebiliyor mu?

DigitalOcean’dan Darpan Dinker, AI ajanlarının veritabanına erişiminin tamamen yeni bir güvenlik sınıfı yarattığını söylüyor: Simply adding MCP-style access to the data plane without a strong authorization and policy layer for agents can be disastrous. Bir ajana erişim vermeden önce sorulması gereken sorular:

  • Kimin adına hareket ediyor?
  • Neyi görebiliyor? Neyi değiştirebiliyor?
  • Hangi diğer araçları çağırabiliyor?
  • Politikası ne?
  • Sonradan denetlenebiliyor mu?

Rapor ayrıca open-washing sorununa da değiniyor: kaynak kodu görünür olsa da yönetişim ve yol haritası tek bir vendor’da yoğunlaşabiliyor. 2026’nın sorusu artık bu açık mı değil, koşullar değişirse gerçekte neyi yapmakta özgürüz?

Bu bölümün özeti: Egemenlik, kurallar/ilişkiler/riskler değiştiğinde kendi şartlarınızda çalışmaya devam edebilme yeteneğidir.

Sütun 4: AI’ya Hazır Olmak – Hype Cycle İçin Değil, Bilinmeyen İçin İnşa Etmek

Rapor AI readiness kavramının çok kullanılan, biraz da içi boşalmış bir terim haline geldiğini söylüyor. AI’ya hazırlığın önündeki en büyük engel sorulduğunda:

Engel Oran
Parçalanmış veri mimarisi %23
Beceri açığı / uzman eksikliği %23
Veri governance %19
Öngörülemeyen / aşırı maliyet %18
Vendor veya özellik lock-in %14

Dikkat çeken nokta şu: bu cevapların hiçbiri belirli bir AI özelliğinin eksikliğine işaret etmiyor. Sorun mimari ve organizasyonel, teknolojik değil. Reassured’dan Dr. Trevor Tsang’ın ifadesiyle, asıl mesele AI ile deneme yapmak değil, AI projelerini üretime güvenilir şekilde taşıyacak governance, monitoring, görünürlük ve mühendislik becerilerini kurmak.

Rapor veritabanının rolünün de değiştiğini söylüyor: geleneksel olarak bir system of record (işlemler, uygulama durumu, yapılandırılmış kurumsal veri) olan veritabanı, artık semantic retrieval, hybrid search, vector ve metadata, agent context gibi ihtiyaçlarla bir system of context‘e dönüşüyor.

Bu bölümün en önemli mesajı şu: açık kaynağın avantajı her özelliği ilk çıkaran olmak değil, adapte olabilmektir. Açık kaynak veritabanları bazı AI yeniliklerinde (özellikle vector özelliklerinde) proprietary ürünlerin gerisinde kalabiliyor, ama uzun vadeli avantaj, organizasyonların teknolojiyi katılımcı, genişletici veya yönlendirici olarak şekillendirebilmesinde yatıyor. Rapor, sadece kategori moda diye migrasyon yapmamayı, her yeni platformu şu sorularla test etmeyi öneriyor: Mevcut mimari hangi gereksinimi karşılamıyor? Bu sınıra hangi ölçekte ulaşılıyor? Bir extension veya yeni kapasite, migrasyon yapmadan bu sorunu çözebilir mi? Yeni sistem hangi ek operasyonel yükü getiriyor?

Teknoloji Köşe Yazıları: Percona’nın Ürün Liderlerinden Notlar

Rapor, dört sütunun yanına Percona’nın ürün liderlerinden beş kısa köşe yazısı ekliyor.

Kısaca özetleyeyim:

Valkey/Redis (Kyle Davis): Caching artık sonradan eklenen optimizasyon değil, hayatta kalma meselesi. RAM’in maliyeti arttıkça, sadece cache mantığıyla bakılan katmanların da mimari ciddiyetle ele alınması gerekiyor. Mesaj net: Progress shouldn’t simply mean adding features that demand more infrastructure underneath them.

MongoDB (Puneet Kala): Hangi modelin kullanılacağı sorusu modanın çabuk değiştiği bir soru; asıl kalıcı karar veri katmanında. MongoDB’nin fırsatı, vector/search/retrieval/memory’yi tek bir güvenilir, self-managed platformda birleştirmek, ama yazar bunun garanti olmadığını, MongoDB’nin bu yeri her sürümde yeniden kazanması gerektiğini vurguluyor.

Cloud Native (Kate Obiidykhata): Kubernetes veritabanı operasyonlarını basitleştirmiyor, sadece bu operasyonları otomatikleştirmek için daha iyi primitifler sağlıyor. Kubernetes doesn’t eliminate the hard problems of running a database. It gives us better ways to automate around them. Yazara göre veritabanı, platform mühendisliğinin son kilometresi ve bu kilometrenin zamanı geldi.

PostgreSQL (Kai Wagner): PostgreSQL 2026’nın ilk yarısında DB-Engines’te en hızlı büyüyen veritabanı oldu, ama bu popülerlik kendi riskini taşıyor: uzun süredir katkıda bulunan maintainer’lar geri çekiliyor ve yerlerini dolduracak yeni katkıcı sayısı yetersiz kalıyor. Because it’s free to use, [doesn’t mean] it’s free to sustain.

MySQL (Dennis Kittrell): Oracle hala MySQL’in üst düzey sorumlusu ama yazar, topluluğun MySQL’in AI çağındaki geleceğini sadece Oracle’a bırakmaması gerektiğini savunuyor. Percona, vector yeteneklerini doğrudan Percona Server içine, ACID garantili şekilde inşa ederek buna kendi cevabını veriyor.

Yedi Soru: 2026’da Veritabanı Liderlerine

Rapor, kapanışa doğru yöneticilere sorulması gereken yedi soruyu listeliyor:

  • Veritabanlarımızın gerçek maliyetini biliyor muyuz?
  • Ne çalıştırdığımızı biliyor muyuz? (sürüm, sahip, bağımlılık, EOL (End of Life) durumu dahil)
  • Veritabanı envanterimiz genelinde performansı tutarlı şekilde gözlemleyebiliyor muyuz?
  • Altyapıyı değiştirmeden sağlayıcı veya deployment modelini değiştirebilir miyiz?
  • Yeni bir regülasyon gereksinimine altyapımız hızlıca adapte olabilir mi?
  • AI altyapısını bir ihtiyacı çözdüğü için mi, yoksa kategori moda olduğu için mi ekliyoruz?
  • Açık dediğimiz teknoloji gerçekten anlamlı seçenekleri koruyor mu?

Kapanış: The Way Is Open

Percona’nın sonuç bölümü şunu net söylüyor: Açık kaynak her problemi çözmüyor, altyapıyı bedavaya getirmiyor, migrasyonu kolaylaştırmıyor ve uzmanlık ihtiyacını ortadan kaldırmıyor. Sağladığı şey özgürce adapte olabilme: maliyet arttığında optimize edebilme, ticari ilişki değiştiğinde sağlayıcı değiştirebilme, regülasyon gerektirdiğinde farklı deploy edebilme, yeni iş yükleri çıktığında mevcut sistemi genişletebilme, ve altyapı üzerindeki kontrolü kaybetmeden AI’ı entegre edebilme özgürlüğü.

Kendi Değerlendirmem: Rapor bütünüyle ABD merkezli bir örneklemi yansıtıyor ve Türkiye’ye özgü hiçbir veri içermiyor. Ama %31 cloud maliyeti / %23 lisans maliyeti dengesi, kur riskiyle ve veri lokalizasyonu düzenlemeleriyle bir araya geldiğinde bence bizim tarafımızda tabloyu daha da zorlaştırıyor: bütçe TL’de yapılıyor, fatura dolar bazlı geliyor, ve lokalizasyon zorunlulukları cloud’a kaçış seçeneğini daraltarak on-prem lisans yükünü daha da alternatifsiz bırakıyor. Bu benim kendi gözlemim, raporun bir sonucu değil, ama rapordaki verileri okurken aklıma gelen ilk şey buydu.

Elbette madalyonun bir de öbür yüzü var: bütçesi/geliri dolar bazlı olup gideri TL bazlı olan bir organizasyon için kur artışı tam tersine avantaja dönüşüyor. Örneğin dolar bazlı gelir elde edip yerel personel ve TL faturalanan hizmetlerle çalışan ihracatçı şirketler ya da uluslararası müşteriye hizmet veren freelance danışmanlar için kur yükselişi maliyeti değil, marjı büyütüyor. Ama çoğunluk için (özellikle iç pazara hizmet veren, gideri dolar bazlı BT altyapısına bağımlı kurumlar için) durum yazıdaki ilk senaryoya, yani bütçe TL/gider dolar dengesizliğine daha yakın.

Sonuç olarak rapor, teknoloji seçimlerini hangi ürün daha ucuz sorusundan çıkarıp hangi seçenek bana gelecekte de manevra alanı bırakıyor sorusuna taşımamızı öneriyor. 2026’da veritabanı stratejisinin gerçek sınavı bu olacak gibi görünüyor.

Başka bir yazımızda görüşmek dileğiyle…


Kaynak: Percona, 2026 State of Open Source Database Management Report: The Way Is Open — Control, Choice, and the Future of Database Infrastructure (Ankete katılan 300 ABD merkezli DBA/SRE/Platform Engineer, Censuswide tarafından 20-27 Temmuz 2026 tarihlerinde toplanmıştır.)

Bir yanıt yazın

Başa Dön